2.7.09

BEN BEBEĞİNİ GÖRDÜM HER ZAMANKİ YERİNDE...


İnatçı bir duruştu benimki, yaşama karşı..
Yeni bir şey değildi..
Hep öyleydi..

Bir merhabaya sıkışmış, hayatın aşka dair tesadüfünde gördüm seni ilk.
Hayat akıyordu hızla ve ben dur nereye gidiyoruz diyememenin telaşındaydım o ara.

İnsanın kendini değiştiremediği zamanlarda hakaretlerin en acımasızını kendine sarfettiğini işte o zamanlarda fark etmiş ve yeter artık düş yakamdan diyerek sarsmıstım kendimi derinden.

Oysa, geçmişin alışkanlığı vardı ruhumda.
Kapılarını sıkı sıkı kilitleyen bir de gardiyanım.

Yıllar yoruyor insanı..
Hadi anlat bakalım dediğinde biri, anlatılamayan hikayelerin kahramanları gibi.
Yada ne bileyim, düşe yakın yaşamların elle tutulan yanının olmaması gibi..

Hafızasını yitirmiş ve zaman içinde bölük pörçük hatırlayan hastalıklı bir beynim var sanki.

Olmadık anlarda senli görüntülerle aklımı zora sokan.

Bakışların var mesela..
Hayret eden, dinlerken hiç susmayan.
Daha önce görmediği bir güzelliği izler gibi, daha önce hiç kurulmamış cümleleri hafızasına kazır gibi notlar alan..
Sonra sözlerin..
Sonra hasretlerin..

Bir Sen var bu dünyada, adı bilinmeyen şanı duyulmayan..Var olduğunu sadece yazanın bildiği bir Sen.

Sihirdi bu…
Elle tutulmamıştı hiç..
Bir yıldız parlaklığında gözlerinde ışıldamış ve bir ben görmüştüm bu parlaklığı.
Çok şanslıydım..
Yangın yerine dönen günbatımlarında, gözlerinde ki turuncudaydım (her zaman)..

Sustum yine..
Tüm bildiklerimle..

Biliyor musun?
Gelecek, sana dair yaşanacak yıllara eşdi içimde.
Sen se şu anda ki yalnızlığıma…

1.7.09

BAŞLIKSIZ..





Hani kazağın kenarından bir ip uzar ve ne bu diye çekiştirirsin ya..Bir bakarsın kazak sökülmeye başlamış..


Koparmakla koparmamak arası düşünürken, kazağın sökülen kısmı artmış..Bir pişmanlıkla hala kararsız devam edersin şu sırada bitsin kopararım ipi diye..

Sonra ilmek ilmek tekrar örmeye çalışırsın..ama orjinali gibi olur mu diye merak ederek..

….

İçim sökülüyor birkaç gündür..

28.6.09

ÇOK ŞÜKÜR..


Geniş zamanlara sığdırmıştım geleceği.Hiçbir şey için hiçbir acelem yoktu,ne de gayretim.Yok,bu haksızlık olurdu.Gayretim vardı,olmayan hırsımdı..Hayatı yaşanmaya değer bir hediye olarak gördüm her zaman.Ne kederle geçirecek kadar uzundu bu hayat, ne de hafife alınacak kadar kısa.Korkularım hep vardı yüreğimde.Anlaşılamamanın verdiği korkuyla, çok iyi anlamanın verdiği rahatsızlık ara sıra düğümleniyordu boğazımda.Akan birkaç damla yaştı,oysa yağmurları kıskandıracak kadar çok ağlamak istiyordum çoğu zaman. Bu da bir yetenek diye düşünürdüm ağlayamadığım zamanlarda kendi kendime.O kadar acıyı barındıran bu dünyada, bu kadar hafif acılarla sıyrılmak, şans mıydı yetenek miydi kestiremiyordum.

Sonra şanssızlıklarımı düşünüyordum.Irmakların ters aktığı, yokuşların çok dik olduğu zamanlar olmuştu yaşamımda.Yine de diyordum,yine de çok şanslıyım bu kadar kargaşanın arasında..Çocuklara dair kötü resimlere bakamadım hiç..acıya dair yazıları okumamayı yeğledim çoğunlukla..Umudun yeşermesi için gülümsemenin var olması gerektiğine inandırdım kendini durmadan..İçimdeydi gülümsemek…
Sevdiklerim hep çevremde olsun istedim..Çevremde ve mutlu olsunlar onların sıkıntılarını hafifletmek, işte hırsım bu noktadaydı..
Yaşamın yüzüme güldüğü zamanlarda hiç unutmadım sevdiklerimi de..Zaman zaman kendim unutulsam da..

Bu şehrinde yeniden keşfettim sevmenin değerini..Yeniden sevdi yüreğim..Kimi sevdiğim hiç önemli değildi…Hep böyle derdim ama bilirdim aslında önemini..Şimdi, geniş zamana sığdırdığım geleceğimi geçmiş zamanın üzerine ekliyorum.Hiç ayrılmasın istiyorum bunlar birbirinden..Hiçbir ayrıntı unutulmasın istiyorum..Zaten, Unutamayacağım gibi…

27.6.09

KENDİMLE TANIŞMALIYIM..


Duydukların çoğu zaman kendime bile sustuklarım aslında. Ve duyacaklarının henüz ilk cümleleri...Belleğin gizli kapaklı odalarına yığılıp kalmış, tozlanmış, es geçilmiş, yok sayılmış yaşanmışlıklar çok oldu ete kemiğe, sese bürünmeyeli. Anahtar seninle çıktı ortaya. Ve bütün kapılar yavaş yavaş açılmakta şimdi. Daha söylenecek öyle çok şey var ki benden yana. Ama zaman çok. Önce kendime duyurmalıyım sesimi. Sonrasında acele etmeden, yavaş yavaş, sindire sindire anlatacağım sana içimi...

Gördüklerin çoğu zaman kendimden bile sakladıklarım aslında. Hani vardır ya ben iyiyim, güçlüyüm, mutluyum halleri...Kendime bile yabancı kaldığım anlardan, uzakken yakın yakınken uzak olduğum zamanlardan elimde avucumda biriktirdiklerim. Maskeler seninle düştü birer birer yüzümden. Ve kendimi görmeye başladım yine kendi içimden. Yakın oldu gerçek halim bir anda. Daha göreceğin öyle çok şey var ki benden yana. Ama zaman çok. Önce kendimle tanışmalıyım yeniden. Sonra acele etmeden, yavaş yavaş, sindire sindire göstereceğim sana kendimi...

Vardın zaten.
Pekiştin...
Güzelleştin...
Daha da çoğaldın şimdi...

19.6.09

KARMAKARIŞIK..




Hiç olmadık zamanlarda, yada bir an içinde kendinizi bulduğunuz sürpriz anlarınız oluyor mu, bilmiyorum. Çok normal hislerle oturduğum koltukda izlerken dönen kareleri hayatımın kör noktalarından biri geliyor aklıma ansızın.
Unuttum dediğim yanlarımın “heey buradayız biz” der gibi seslendiği bir boşluk da, kulaklarımda inanılmaz bir gürültü hissediyorum.

Mor bir bulut içinde deliye dönen düşüncelerim var.
Sonra su yeşiline boyanan huzurlu anlarım.
Bu gelmeler, gitmeler..
Bu varım derken yok olmayı istemeler, her insan kadar mı ben de de, merak ediyorum.

İşte böyle anlarda, akmasına engel olamıyorum bazen gözyaşlarımın. Süzülüp yanaklarımdan , dudaklarımda tuzunu bırakmasına da. Ne bir iç çekiş, ne bir göz kırpması, aklımda ne bir düşünce, ruhumda ne kırık bir dal.Ama içimde içli bir türkü çalıyor sanki.Sanki damarlarımdan biri kanıyor gibi, sıcak ,yakan bir his.Her iki yandan akıyor ya içime doğru, nereye gittiğini biliyormuş gibi damlaya damlaya içimdeki kuyuyu dolduracak ve susuzluğumu biterecekmiş gibi..Sanki, sıcak bir öğlen vakti oynamaktan dudakları kurumuş küçük bir kız çocuğunun sokağın çeşmesine ağzını dayaması kana kana su içme isteği gibi, ırmak gibi, içinde birbirine vuran taşlar gibi..Hep varmış yada hiç yokmuş gibi...

Diyorum ya,akmasına engel olamıyorum bazen gözyaşlarımın, dursun artık derken, akıyor ya durmadan, anlamıyorum.

17.6.09

SEVMEK İNANMAKTIR..


İçimin sıkıntısını daha da arttıracağını bildiğimden saatimin sıktığı bileğimi saklıyorum kendimden. Peki ya gözlerimi nasıl saklayacağım zamandan, işte bunu bilmiyorum.

Akrep, koyu renkli vedaların vaktinde şimdi. Yelkovan peşi sıra takipte. Satır aralarından sızıyor gidişin zehri, hüznün acımtrak tadı kalıyor dilimin ucunda, hayat böylesi zamanlarda içimde başka türlü atıyor, daralıyor yüreğim, susuyorum.

Meğer bundanmış diyorum fark edemeyişimin umarsız tavrına şaşırarak. Bundanmış işte kaç zamandır üzerime yüklenen bu ağır kalabalık, dinmeyen baş ağrım, saçmalamalarım olur olmaz, geç kalışlarım, gerçeklerde kaybolup rüyalarda bulunuşlarım, hüzün üstü dalgınlığım, sığınışlarım sağa sola uçsuz bucaksız, ama hepsinden önce kendimden kaçışlarım, hep bu yüzden...

Unutmak değil bu diyorsun, olamaz. Ağzından çıkar çıkmaz unutuluyor oysa benden yana tüm kelimelerin. Ardından görünmez bir iz kalıyor, hiç gelmeyişim gibi...

İçimin sıkıntısını daha da arttıracağını bildiğimden saatimin sıktığı bileğimi saklıyorum gözlerimden. Peki ya gidişimi nasıl saklayacağım kendimden, işte bunu bilmiyorum.

11.6.09

GERİ GELDİM..


Ben hiç gülmemişim ki... Kahkahalarımın ardına saklamışım yalnızlığımda nükseden gözyaşlarımı... Yüzümden eksik olmayan gülücüğüm maskemmiş meğer, bilememişim ki...

Ben hiç aşık olmamışım ki... Heveslerin kursağında sıkışmış kalmış beyaz atlı prensim. Bana ulaşamadan can vermiş kum fırtınalarının seraplarında boğulup... Hiç sevmemiş, hiç sevilmemişim ki...

Ben hiç ben olmamışım ki... İçimden geçenleri dışımla bir sanıp toplamışım tenimin altında bir yerlerde... Alerji sanmışım kabar kabar olmuş kızıllarımı... Oysa benmişim hepsinin toplamı; tanıyamamışım ki...

Ben hiç yaşamamışım ki... Nefes almayı yaşamak sanmışım, gülmeyi, ağlamayı, düşünmeyi... Anı biriktirmek hobim olmuş benim. Geçmişi silmekse kaderim... Hem siyah hem beyazım değil mi? Sahi rengim ne benim?

Ansızın,
Ortalara dökülen / dağılan..
Yuvarlanıp ahenkle ama telaşla kaçan,
Uzaklara..
Boncuklar değil,
Kelimeler / im..
Avucuna aldıkların benim,
Yüreğinde tuttukların senin olsun..

Bir anlamı varsa…

3.5.09

VEDA..


Kederimi ,sevincimi,heyecanımı paylaştım..Çok eleştirildim. Özelimi paylaştığım düşünüldü..Aldırmadım devam ettim .Kendime kurduğum her noktasıyla itinayla uğraştığım küçücük pembe dünyamdı..Nakış nakış işledim..Fulda’nın sade sevgi dolu sanal dünyası..Herşeyin bir sonu olduğu gibi, blogumunda son yazısını yazıyorum..Bu bir veda yazısı..Sabah saat 05.30.. Herhangi bir açıklamaya gerek duymadan belli bir süreliğine gidiyorum..Ne zaman gelirim yada tekrar gelirmiyim bilemiyorum..Tamamiyle kapatamadım o niyetle pc başına gelsemde yapamadım ...

Beni tanıyanlar bilir herşeyden vazgeçerdim ,blogumdan vazgeçemezdim..Öyle bir yere geldim ki sendende vazgeçiyorum..Gözlerimde yaşlar ve boğazımda kocaman bir düğümle gidiyorum..

Hoşçakalın...

1.5.09

NE YAPMALIYIM?


Rengi yok. Evet, evet sessizliğin rengi yok. Seçemiyorum. Yaşanan bir savaş sonrasında arta kalan ölüm sessizliğine benziyor bu. Ve ben ağzımı açıp tek bir kelime bile edemiyorum görmediğim ama iliklerime kadar geçmiş olan bu yoğunluğa...

Bu yap-boz oyununda bir parça, evet sadece bir parça eksik. Ve ben hangisi olduğunu bilmeden, doğru olan parçaları da çıkartıp yerlerinden, yaşamımı göz göre göre harcıyorum kendi ellerimle. Bana senden başka kimse yardım edemez bunun sende farkındasın. Çünkü sen de bu sessizliğin, bu oyunun, ve yazık ki hala hayatımın bir parçasısın.

Bana en azından doğru kelimeyi bulmam için bir ses ver. Eksik parçayı görmem için yol göster. Yaşanan güzel anların hatırına senin başlattığın, benim körüklediğim bu sessizlikte yok olup gitmeme izin verme...

29.4.09

HÜZÜNLÜ UYANIŞ..




Bazen her şeyi boşlayıp bir kenara oturup hayatını irdelersin.. Hani derler ya tıpkı bir film şeridi gibi evet aynen öyle işte.. Gözünün önünden geçer tatlısıyla acısıyla hayatından kareler ve o an dersin kendi kendine sil geçmişte yaşananların tümünü, kafandan yak geride kalan tüm gemileri... Ve önüne bak yepyeni bir sayfa aç kendine tertemiz tek ortalı çizgisiz defter gibi ama yinede engel olamazsın ne zaman, ne de mekan unutturmaz sana yaşadıklarını. Soğuk bir gece yarısı dar ve ıssız bir sokakta arkandan gelen kara bir kedi gibi gelir peşinden ve dolanıverir paçalarına, gerçeğin yüzü. İşte o zaman anlarsın herşeyin bomboş olduğunu, sil baştan yapamayacağını, hiçbir şeyi unutamayacağını ve bütün bunların hayatının bir parçası olduğunu, onlarla yaşaman gerektiğini ve kendini kısa bir süre için kandırdığını…

İçimde çocuksu, garip bir hüzün
Elimde değil karamsarım yine bugün

Bir elimde çayım,
Diğer elimde yalnızlığım
Penceremden bakıyorum ,
Bomboş sokak, ıslak kaldırım.

Sesini dinlerken yağmurun
Sen geliyorsun aklıma birden..